Mesela çikolata yediğini düşün,
tarif eder misin bana tadını sadece kelimelerle? Tatlı, kakaolu, sütlü… tarifle
olmaz, yemen lazım der çıkarsın kesin. Bazı duygular, lezzetler anlatılmaz
işte. Neyse o lezzeti bilmeyen kişi ilk defa denediğinde bu tadı çikolata
hoşuna gider, yer durmaksızın, sonra rahatsızlanır tabi karnı ağrır
nihayetinde. Yemekten sonra azıcık yemesi gerektiğini kestiremez, çok güzeldir
tadı çünkü.
Mutluluğu bilmeyen de böyle işte,
yaşamayan bilemez tarif edemez, mutluluk sonrası bedenindeki değişikliği
anlatır, yüzünün güldüğünü, heyecanlı bir şey olduğunu, gece rahat uyuduğunu
vesaire. Güzelliği, lezzeti sonradan keşfeden karıştırır nerde, nasıl, ne
yapacağını. Çünkü bilmez o, sadece o yaşadığı anı düşünür, büyüyü düşünür. Bir
çocuk düşün yeni tanıştığı renkli balonu patlattığını ve yaşadığı hayal
kırıklığını. Bir daha alır babası sonra daha nazik davranır balona, uzun bir
süre daha oynar sonra da kendisi sıkılır ve patlatır, çünkü ilki kadar güzel
değildir, her iki durumda da çıkan sesten korkar, ürperir.
Ne ilk çikolata yiyen adamı
kınamalı ne de balon patlatan çocuğu… Bilemezler ki, mutluluğu tesadüf sanırlar.
Bir daha geleceğini düşünürler. Peki sonsuzluk sahibi vermezse bir daha onlara
aynılarını o zaman ne olacak? Çocuğun babası ölürse, adam elim şeker
hastalığına yakalanırsa bir daha yiyemezse, tat alamazsa…
Sahip olduğun güzellikleri koru o
zaman, geldiğinde de çarçur etme,
paylaşabilirsin örneğin, ya da aza kanaat et. Bir de nasıl çoğaltacağını
düşün mutluluğu, tüketmeyi değil de üretmeyi. Bize okulda öğretmişlerdi ilk
içtiğin suyun diğerlerinden daha tatlı, İlk lokmanın daha lezzetli olduğunu. İşte
üç yudumda iç suyu, çok çiğne lokmanı.
sevgiyle, 17.12.2012
sevgiyle, 17.12.2012