17 Aralık 2012 Pazartesi

Bilemeyenlere ve Acemilere...


Mesela çikolata yediğini düşün, tarif eder misin bana tadını sadece kelimelerle? Tatlı, kakaolu, sütlü… tarifle olmaz, yemen lazım der çıkarsın kesin. Bazı duygular, lezzetler anlatılmaz işte. Neyse o lezzeti bilmeyen kişi ilk defa denediğinde bu tadı çikolata hoşuna gider, yer durmaksızın, sonra rahatsızlanır tabi karnı ağrır nihayetinde. Yemekten sonra azıcık yemesi gerektiğini kestiremez, çok güzeldir tadı çünkü.

Mutluluğu bilmeyen de böyle işte, yaşamayan bilemez tarif edemez, mutluluk sonrası bedenindeki değişikliği anlatır, yüzünün güldüğünü, heyecanlı bir şey olduğunu, gece rahat uyuduğunu vesaire. Güzelliği, lezzeti sonradan keşfeden karıştırır nerde, nasıl, ne yapacağını. Çünkü bilmez o, sadece o yaşadığı anı düşünür, büyüyü düşünür. Bir çocuk düşün yeni tanıştığı renkli balonu patlattığını ve yaşadığı hayal kırıklığını. Bir daha alır babası sonra daha nazik davranır balona, uzun bir süre daha oynar sonra da kendisi sıkılır ve patlatır, çünkü ilki kadar güzel değildir, her iki durumda da çıkan sesten korkar, ürperir.

Ne ilk çikolata yiyen adamı kınamalı ne de balon patlatan çocuğu… Bilemezler ki, mutluluğu tesadüf sanırlar. Bir daha geleceğini düşünürler. Peki sonsuzluk sahibi vermezse bir daha onlara aynılarını o zaman ne olacak? Çocuğun babası ölürse, adam elim şeker hastalığına yakalanırsa bir daha yiyemezse, tat alamazsa…

Sahip olduğun güzellikleri koru o zaman, geldiğinde de çarçur etme,  paylaşabilirsin örneğin, ya da aza kanaat et. Bir de nasıl çoğaltacağını düşün mutluluğu, tüketmeyi değil de üretmeyi. Bize okulda öğretmişlerdi ilk içtiğin suyun diğerlerinden daha tatlı, İlk lokmanın daha lezzetli olduğunu. İşte üç yudumda iç suyu, çok çiğne lokmanı.

                                                    sevgiyle, 17.12.2012

16 Kasım 2012 Cuma

TERK


Gün gelir artık buralardan gitmek istersin, terk etmek her şeyi… Selametle deyip, ceketini alıp gitmek... Terk edilen sevmez bu gidişi üzülür, ağlar… Bilmem belki o da istemiştir gitmeni hiç sesini çıkarmaz. Zordur terk etmek, bırakmak her şeyi geride, yaşadığın şehri, kaldığın odayı, arkadaşlarını, su içtiğin çeşmeyi…


Bir şeyi terk etmek başka bir şeye başlamaktır aslında, genelde kötü bir durum olmasına rağmen gidiş, geldiğin yer için de sevinç verici olabilir bu geliş. Tıpkı Müslümanların  Mekke yi terk edip Yesrib denen o şehre geldikleri gibi. Mekke üzülmüştü gidişlerine Yesrib de şaşkındı elbette. Ne bilecekti Yesrib adının zamanla bir gün Medine olacağını…

Medeni demek kelime manasıyla şehirli demektir. Medine de yaşayana medeni denir. Dilimizdeki manasıyla şehirli, uygar, modern anlamlarını da taşır. Demek oluyor ki terk edenler yeni yerlerine tarzlarını da getirmiş, koca Yesrib şehrini Medine yapacak kadar etkilemişlerdi. Şimdiki manasıyla medeniyetin anti-islam öğretisinin tam aksine...!

 Orta Asyayı terk eden Türkler Anadolu yu güzelleştirmiş, kendi sentez kültürüyle koca bir Selçuklu, Osmanlı Kültürü ile İstanbul, Konya, Kayseri, Manisa, Şanlıurfa ve Bursa gibi ruha sahip şehirler bırakmışlardır.

Terk etmek fiziki bir yol alış, gidiş olabileceği gibi başka durumlar için de kullanılabilir. Alkolü, sigarayı, hayırsız sevgiliyi, kötü arkadaşı, üç beyazı da terk ederek kurtulabilir, yeni bir sayfa açabilirsin. Anlayacağınız üzere terk etmek çok da kötü değil bazen. Neyi terk ettiğine neden vazgeçtiğine göre değişir bu durum. Orhan Veli nin dizeleriyle geride kalanlara o zaman…

Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
Saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı,
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla.
Gidiyorum...
                                                                                        Sevgiyle, 16.11.2012,denizli

8 Kasım 2012 Perşembe

Sonbahar: Bir Mevsim Telaşesi


Güz, hazan, sonbahar… Yazdan sonraki mevsim, bir çoğumuza okul dönemi… Haliyle sıcaklar biter, serinler havalar, yapraklar dökülür, mevsimin meyveleri pazarda yerini alır. Bazısı şikayet eder yağan yağmurdan, bazısı da bakar hayran hayran.

Bugün yaşadığım yere bütün gün yağmur yağdı, tarlasını sürmeyi bekleyen köylü dede yağınca yağmur sevindi, yüzünde tebessüm belirdi, bitince yağışlar çok kolay olacaktı işleri çünkü. Dondurmacı amca üzüldü, satamayacaktı  artık tam okulun karşısındaki küçük dükkanından leziz sakızlı dondurmasını, köşedeki kıraathanedeki çayların üstünden artık dumanlar tütmeye başlamış, satışlar da haliyle artmıştı. Olsun limonata mevsimi kapanmıştı ama çay ve sahleple kazancının telafisi mümkün olacaktı. Şemsiyeden de fena para kazanmadı hani kırtasiyeci, e terzi de mutlu tabi fermuarı bozuk montlar tamire geldi, yazın verilen kilolardan dolayı daraltmaya getirildi pantolonlar, etekler…

Öyle ya bir gram toz bırakmadı rahmet, dışarısı oksijen doldu. Rafa kaldırdı yazdan kalanları, bunaltıcı sıcağı şöyle bir silkeledi, temizledi yazın günahlarını yağmur.  Sahipsiz değil ya dünya, yaptı kışa girerken adeta bayram temizliğini…

Acaba yine bir mesaj mı verdiler bize? Kalbimiz, ruhumuz hazır mı kışa? Sonbaharda içimize yağmur mu yağdırsak, böyle yağmur sonrası sokaklar gibi sakin ve temiz mi ki acaba kalbimiz ? Kasım da aşk başka ya malum, hazırlansak mı ki aşka acaba, düşünsek mi yazın yaptıklarımızı, günahlarımızı… Biraz yoracak bu kış hazırlığı bizi, ama sonbaharda bu iş için var, bırakalım tembelliği de düşünelim, belki de çok işimiz var bu sonbaharda, hadi hadi kalk ..! sana diyorum sana…!

 Muhabbetle…08.11.2012, Denizli


                                                                                          

27 Eylül 2012 Perşembe

Gidici misin, yoksa kalıcı mı?


Beden gezer de ruh istediği yerde kalır. Gitmek istediğin yer neresi bilemezsin, gidersin de ruhun gitmez işte, ruhun bilemediğin bambaşka yerlerde olur hep.  Hep özlersin başka bir yeri, bilmediğin mutlu olacağın bir yeri. Neden mi? Kolay cevabı aslında, ait hissetmezsin hiçbir yere kendini, bir gün gideceğini bildiğin için, boşver der kaçarsın , yakalarım mutluluğu bir sonraki evde dersin, bir sonraki mahallede, şehirde , sonraki sevgilide ve arkadaşta.

Mutluluğu hep sonraki olanda aramak, mutsuzluğun aslında ta kendisi.  Bırak tembelliği, çık dışarıya, aynı bakkala git mesela, aynı berbere tıraşa ya da  selam ver kapıdaki boyacı amcaya, çocuklarla oyna, gül herkese… Sonra bir bakmışsın sen oralı olmuşsun. Sen de oradaki garip adamsın, bir akşam selam almışsın mahalleliden, almamış senden tıraş parası mesela berber.

Arkadaşlarını, sevgilini ve  aileni de kırma, çünkü hiçbir yere gitmiyorsun ömrün boyunca oradasın, ölene dek onlar senle olacakmış gibi sahiplen, kısa ömür hep aramakla geçmesin, bulduğunu fark ettiğin mutluluğu koru, terk etme hemen, sabret, vefalı ol…

Bu aralar aldığın bir kaç ölüm ve hastalık haberi sorgulatsın yaşamını, muhasebe yap örneğin sonra, iki tarafı eşit mi hayatının ya da noksan mı, fazla mı?  Sonra karar verirsin gidecek misin kalacak mısın? Bindiğin hayat otobüsünün ilk molasına kadar düşün bunları bakalım, belki ilk molada geri dönersin.

Sevgiler, 27.09.2012 / milas

10 Temmuz 2012 Salı

YAZ GRİBİ


                                              
         Yaz günü işte dışarısı sıcak, ama içerisi serin. Klima hayatımıza girdi gireli sıcak yazlar, serin baharlara bıraktı yerini odamızda. Bu sahte bahar da 15 gündür tesirini yitirmeyen klima gribi, yaz gribi denen o hastalığa yakalanmamı kolaylaştırdı. Bünye de anlayamadı yaz mı bahar mı?

Eskiden klima mı vardı diyeceğim, siz güleceksiniz, ama yoktu, doğal yöntemlerle serinliyor, cam açıyor, gölgede oturuyor, ince giyiniyor, limonata içip, karpuz yiyor, fazla mı hararetlisin, giriyorduk serin duşa ferahlıyorduk.  Sahte iklim yapan alet çıkınca odalara kapandık,  kapattık kapıları. Klima çalışıyor kapat camı, gelmesin kuş sesi, gelmesin böcek sesi,  kokmasın çiçekler, sahte olsun her şey, aman terlemeyelim…!  

Hiç sevmiyorum sahte olanı, samimiyetsiz olanı, klima da samimiyetsiz geliyor bana, tıpkı insan ilişkileri günümüzdeki gibi. Bakıyorum da yaz günü kış hastalığı yapan klima gibi insanlar da sevgiler de sahte oldu, kariyer uğruna sahte dostluklar, çıkar ilişkileri, botoks, estetik, tek bir şive, sahte yüzler, kemik gözlükler, mantık evlilikleri… Aman dikkat edin klima gibi hasta etmesin sizi bunlar da zarar bünyeye, sahte insana dikkat klimadan daha zararlı, 3 kalem ilaç 15 günde bitirir klima gribini de, sahte insan gribi kronik hastalığınız olmasın… Sevgiler…

9 Şubat 2012 Perşembe

İSTANBULAMADIM


 Her seferinde giderken heyecanlandığım, ama dönerken de derin nefes aldığım şehirden ayrıldığında  bile ondan  sana bir şeyler kalan İstanbul sanki bütün duyguların hep bir arada yaşandığı mistik bir şehirdi bana.

            Havaalanından itibaren bir anda sanki oraya ilk seferki gidiş gibi bir acemilik sarıyor beni Ankara ve İzmirde yaşamama rağmen sanki hiç büyükşehirde yaşamamış hissi uyandırıyor bende tıpkı Yeşilçam filmlerindeki Haydarpaşa’ya yeni inen Orhan Gencebay, Ediz Hun gibi… Mistik şehir uyuşturucu gibi yavaş yavaş kanına giriyor. Boğazla başlıyosun uyuşmaya, Kabataşla, İstiklalle, Üsküdarla, Kadıköyle damarlarında dolaşıyor. Sonunda yoruyor ve sızıyorsun. Uyandığında hala dünün etkisi altındasın, ama tam da olmamış hani, aşık olmuşsun ama hayat kadınına, sonra tekrar başlıyosun  Sultanahmet, Mihrimah Sultan, Kuşkonmaz ve niceleri… Bi bakmışsın iki günde İstanbullu olmuşsun, bi kere kullandın mı bir daha istiyor canın. Sonra mantığın devreye giriyor ve  yavaş yavaş itmeye başlıyor seni şehir. İlk gün gördüğün hoşuna giden kalabalık üzerine geliyor, yemek yediğin yer sevimsiz, garsonlar suratsız geliyor. Dolmuş, minibüs yoruyor ama yürüyecek dermanında kalmıyor. İstanbulu tam kıvamında almalısın vücüduna fazlası mazaallah kötüye götürüyor seni. Ya hiç başlamayacaksın İstanbula ya da altın vuruşa gideceksin. Ben bir kere denedim diyemiyor ademoğlu.

            Bu garip şehir her dinden, mezhepten, her milletten insanı kendine aşık eder. Medeniyetler yıkar, yenisini kurar, çağ bitirir ve başlatır bu şehir.  Korkutuyor insanı İstanbul, bir gün aşık olduğun kötü kadın ölebilir, ölmesini de istemiyorsun; senin olmasını da. O  kadın  orda dursun istiyorsun. İstanbulu dinliyorsun gözlerin kapalı…
                                                                                              Selam ve sevgi ile