16 Kasım 2012 Cuma

TERK


Gün gelir artık buralardan gitmek istersin, terk etmek her şeyi… Selametle deyip, ceketini alıp gitmek... Terk edilen sevmez bu gidişi üzülür, ağlar… Bilmem belki o da istemiştir gitmeni hiç sesini çıkarmaz. Zordur terk etmek, bırakmak her şeyi geride, yaşadığın şehri, kaldığın odayı, arkadaşlarını, su içtiğin çeşmeyi…


Bir şeyi terk etmek başka bir şeye başlamaktır aslında, genelde kötü bir durum olmasına rağmen gidiş, geldiğin yer için de sevinç verici olabilir bu geliş. Tıpkı Müslümanların  Mekke yi terk edip Yesrib denen o şehre geldikleri gibi. Mekke üzülmüştü gidişlerine Yesrib de şaşkındı elbette. Ne bilecekti Yesrib adının zamanla bir gün Medine olacağını…

Medeni demek kelime manasıyla şehirli demektir. Medine de yaşayana medeni denir. Dilimizdeki manasıyla şehirli, uygar, modern anlamlarını da taşır. Demek oluyor ki terk edenler yeni yerlerine tarzlarını da getirmiş, koca Yesrib şehrini Medine yapacak kadar etkilemişlerdi. Şimdiki manasıyla medeniyetin anti-islam öğretisinin tam aksine...!

 Orta Asyayı terk eden Türkler Anadolu yu güzelleştirmiş, kendi sentez kültürüyle koca bir Selçuklu, Osmanlı Kültürü ile İstanbul, Konya, Kayseri, Manisa, Şanlıurfa ve Bursa gibi ruha sahip şehirler bırakmışlardır.

Terk etmek fiziki bir yol alış, gidiş olabileceği gibi başka durumlar için de kullanılabilir. Alkolü, sigarayı, hayırsız sevgiliyi, kötü arkadaşı, üç beyazı da terk ederek kurtulabilir, yeni bir sayfa açabilirsin. Anlayacağınız üzere terk etmek çok da kötü değil bazen. Neyi terk ettiğine neden vazgeçtiğine göre değişir bu durum. Orhan Veli nin dizeleriyle geride kalanlara o zaman…

Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
Saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı,
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla.
Gidiyorum...
                                                                                        Sevgiyle, 16.11.2012,denizli

8 Kasım 2012 Perşembe

Sonbahar: Bir Mevsim Telaşesi


Güz, hazan, sonbahar… Yazdan sonraki mevsim, bir çoğumuza okul dönemi… Haliyle sıcaklar biter, serinler havalar, yapraklar dökülür, mevsimin meyveleri pazarda yerini alır. Bazısı şikayet eder yağan yağmurdan, bazısı da bakar hayran hayran.

Bugün yaşadığım yere bütün gün yağmur yağdı, tarlasını sürmeyi bekleyen köylü dede yağınca yağmur sevindi, yüzünde tebessüm belirdi, bitince yağışlar çok kolay olacaktı işleri çünkü. Dondurmacı amca üzüldü, satamayacaktı  artık tam okulun karşısındaki küçük dükkanından leziz sakızlı dondurmasını, köşedeki kıraathanedeki çayların üstünden artık dumanlar tütmeye başlamış, satışlar da haliyle artmıştı. Olsun limonata mevsimi kapanmıştı ama çay ve sahleple kazancının telafisi mümkün olacaktı. Şemsiyeden de fena para kazanmadı hani kırtasiyeci, e terzi de mutlu tabi fermuarı bozuk montlar tamire geldi, yazın verilen kilolardan dolayı daraltmaya getirildi pantolonlar, etekler…

Öyle ya bir gram toz bırakmadı rahmet, dışarısı oksijen doldu. Rafa kaldırdı yazdan kalanları, bunaltıcı sıcağı şöyle bir silkeledi, temizledi yazın günahlarını yağmur.  Sahipsiz değil ya dünya, yaptı kışa girerken adeta bayram temizliğini…

Acaba yine bir mesaj mı verdiler bize? Kalbimiz, ruhumuz hazır mı kışa? Sonbaharda içimize yağmur mu yağdırsak, böyle yağmur sonrası sokaklar gibi sakin ve temiz mi ki acaba kalbimiz ? Kasım da aşk başka ya malum, hazırlansak mı ki aşka acaba, düşünsek mi yazın yaptıklarımızı, günahlarımızı… Biraz yoracak bu kış hazırlığı bizi, ama sonbaharda bu iş için var, bırakalım tembelliği de düşünelim, belki de çok işimiz var bu sonbaharda, hadi hadi kalk ..! sana diyorum sana…!

 Muhabbetle…08.11.2012, Denizli