15 Haziran 2015 Pazartesi

Toprak ve İnsan Üzerine

            Bu günler pek bir hareketli, çiftçiler telaş içinde. Bir kısmı ürün toplama derdinde, bir kısmı yağmurdan şikayetçi, bir kısmı da yağmur duasına çıkmış vaziyette… Kime ne söyleyeceğimi şaşırmış durumdayım. Kimine Rabbim afet vermesin diyor, kimine de Rabbim rahmetini bağışlasın diyorum. İki ayrı talep var O’ ndan, iki ayrı dua Yaradana.

Bu vesile ile toprak-insan ilişkisini gözden geçirmeye başlıyorum. Toprak için Her şey o kadar optimum seviyede olmalı ki ürün düzgün olmalı. Toprağa azıcık fazla yağmur ürünü kaybettirir, yağmazsa da kuraklık olur. İnsan da nimet çok olunca şımarır, az olunca da isyan eder.  Ademoğlunun da topraktan yaratıldığını düşününce bu ikilinin bir çok benzer özelliğinin olduğunu fark ediyorum. 

Köylü toprağa eksik olan elementleri dışarıdan atmaz ise, toprak beslenemez ve üründe değişik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Satılan gübrelerin içeriği magnezyum, çinko, bakır, kalsiyum, demir gibi çeşitli elementler içermekte iken; geçenlerde gördüğüm bir sağlık programında çinko eksikliğinin insanda saç dökülmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sorunlara yol açtığı, keza demir eksikliğinin depresyona, kansızlığa yol açtığından falan bahsediyorlardı. İnsan ve toprak suyla, havayla ve sevgiyle besleniyor. Bir disiplinle yetişiyorlardı. Ayrıca yabani meyveler yenmiyor, yabani insan da hiç çekilmiyordu.

Aynı yağmur, aynı hava ile beslenen kimi topraktan kırmızı renkli kirazlar, yeşil renkli erikler, kocaman bir karpuz çıkabiliyordu. Halbuki besinleri aynı. Ektiğimiz bir çekirdekten bir ağaç yetişebiliyor, ya da ayçiçeği. Demek ki toprağa insan gibi talimat verilmiş. Sen karpuz olacaksın sen de kivi... O da görevini yapıyor. Aynı su ve yemeklerle beslenen insandan da bilim adamı, katil, sanatçı, derviş, zalim çıktığı gibi.  Yani insana da mı talimat verilmiş,  görevini yapması için?  Bulutun görevi yağmur yağdırmak,  ağacın görevi meyve vermek.  Meyve için ağaç var, yağmur için bulut var iken Acaba insan ne için var, insanın evrendeki görevi ne? Sadece yemek, içmek, üremek mi?

Bu soruya cevap verebilmek için küçük bir ipucu. Bir çok batı öğretisinde insanı düşünen hayvan, karar verebilen hayvan, sosyal hayvan gibi nitelemelerle tanımlarken, neden İslam insanı yaratılanların en şereflisi (eşref-i mahlukat) diye tanımlar. Neden insan topraktan yaratılıp, şeytan ateşten yaratılır? Neden ateş kibri, nefsi; Toprak tevazuyu, kalbi temsil eder?

 Aramak da güzel bu sorunun cevabını, bulanlar zaten bulmuş o sırrı.  O zaman Aziz Mahmut Hüdai oluyorsun, o zaman Üftade oluyorsun, o zaman Mevlana oluyorsun. Soralım belki cevap verirler onlar, sora sora öğreneceğiz değil mi?
                                                                          Selam ve sevgi ile…
                                                                                                      15/06/2015, Denizli


 

22 Mayıs 2015 Cuma

İĞDE AĞACI


          Evden şöyle bir telaşe ile çıkıyorum… Hızlı adımlarla, etrafına bakmadan, agresif… Aman Allah'ım bir koku! Parfüm değil, kolonya değil başka bir şey bu, hatırlıyorum bu kokuyu bir yerden küçüklüğümden, eskilerden, bilemedim şimdi. Kokuya yaklaştığımı hissediyorum, çekiyorum derince içime şöyle sindire sindire, ve mutlu son… Kapıdaki iğde ağacı.. Baharın, yazın işaretçisi iğde ağacının o muhteşem kokusu, bir parça koparıyorum büyükannem gibi, elimde koklayarak gidiyorum arabama, koyuyorum yanı başıma.

            Yola çıkıyorum, yaya geçitleri ve binaların üzerileri siyasi partilerin bayrakları ve liderlerinin  fotoğrafları ile dolu. Ama her yer.. Sarılar, kırmızılar, maviler, başaklar, oklar, hilaller, lambalar ve niceleri… Işıkta duruyorum, bir meczup, dileniyor, ekmek parası diyor, üstünde kıştan kalma kıyafetleriyle… Hemen üzerindeki bayraklara bakıyorum, bir tanesi belki birkaç ekmek bedelinde… Devam ediyorum, bir yandan da düşünüyorum, mantıklı bir şey gelsin diyorum aklıma gelmiyor maalesef… Odama oturuyorum, balkonun kapısını açıyorum, mis gibi hava gelsin diye, çayım geliyor, bir parça koparıyorum simitimden . Diyorum ki ruhum da beslensin, açıyorum radyoyu, tam güzel bir şeyler çalmaya başlıyor ama duyamıyorum, kapımdan bir seçim arabası geçiyor, bir daha geçiyor, bir daha… Pop, arabesk, türkü, karadeniz, ege, anadolu melodileri, melodiler güzel de sözler ne olacak. Hiçbir şey anlamıyorum, acaba hangi tarz müziğe oy versem diye mi düşünüyorum, yine bilemedim… Tıklım tıklım bir öğrenci servisi duruyor önümde, çocuklar balık istifi. Aklıma Ankara geliyor, okuluma giderken otobüse binmek için yaptığım türlü cambazlıklar sonra, yazın sıcağı klima hak getire… Kokular, sesler… Sonra seçim arabaları geçiyor, acaba bu arabaların, yakıtların bedeli ile çocuklara kaç tane servis, belediyeye kaç tane otobüs alınırdı diye. Devam ediyorum, bir yandan da düşünüyorum, mantıklı bir şey gelsin diyorum aklıma gelmiyor maalesef yine. Haberlere bakayım diyorum, koca koca adamlar, profesörler, doktorlar, liderler atıyorlar, tutuyorlar, kızıyorlar, bağırıyorlar, vaat ediyorlar, etmiyorlar, ak diyorlar, kara tepki alıyorlar, emekliye, asgari ücrete zam diyorlar, e bayrak asıyorlar, şarkı çalıyorlar çırpıyorlar… şifahaneler hasta dolu, ölümler de var bazılarının evinde, Suriyeliler var, Arakanlılar var; e bir de portreleri liderlerin, gözlüklüler var, kravatlılar var, mavi gömleklileri de var duvarlarda asılı mütebessüm.. Neşeli melodiler de var. Dua edenler var, defnedenler var, aşk acısı çekenler var. Kulağı duymayıp, gözleri görmeyenler de var.

            Köyler, kahveler siyasilerle dolu 4 yılda bir gelenlerden, sonrasında görmek için 100 randevu alman gerekenlerden. Biliyorlar mı acaba  Suriyeliler oy kullanamayacak bu seçimlerde, Arakanlılar da…  Memlekette milyon tane Suriyeli kardeşimiz var, ama oyları yok… Seçimler çok mu önemli ki diyorum  memleketimde, aklıma yıllar önce tanıştığım Rey Dayı geliyor. Adını seçim günü doğmasından alıyor. Tam bir diktatör evinde, hep onun sözü geçiyor.  Ama adı çok demokratik..!

        Akşam oluyor yine, iyi ki akşamlar var, balkon var, kitaplar var, çay var…  Apartmandan giriyorum yine karşılıyor iğde ağacı beni, derince çekiyorum yine içime, şükrediyorum, kokusunu alıyorum. Kimseye zararı da yok o kokunun, sen kimin seçim propagandasısın diyorum iğde ağacına. Alıyorum cevabımı, seçimimi yapıyorum, güzel kokana veriyorum oyumu. Bu dünyanın seçiminin galibi belli. O’ nun kadar güzel yapanı yok her şeyi, vaatlerinin sonu da yok hem… Buyurun siz de seçiminizi yapın.  Selam ve sevgi ile...

                                                                                                                   22.05.2015/Denizli