21 Aralık 2011 Çarşamba

PRİM


Son zamanlarda sık sık duyduğum bir kelime ‘prim’. Yıl sonları geldiğinde malum bir çok finans kuruluşunda olduğu gibi çalıştığım kurumda da belli başlı bazı kriterleri yerine getiren personele yıl içinde yapılan satıştan kazanılan gelirin bir kısmı prim olarak ödenir. Ne kadar satış o kadar prim, yani para demek. Maddeye yaslanmış dünyamızda, hayatımızda her şey prim üzerine inşa edilmeye başlandı. İnsanımızı karşılıksız olarak bir şeyin yapılmayacağına inandırdı bu madde düzeni.

Karşıdan karşıya geçen engelliye yardım etmek, yaşlıya yer vermek, bağış yapmak, gönüllü çalışmak, gönül kazanmak, güler yüzlü olmak gibi eylemlerin sonucu prim olmadığı için kimseler yapmamaya başladı. Yapanlara da hafiften alaycı tavırlarla bakmalar, sinsi gülümsemeler sanki boşuna, öylesine yapılmış…! Gözle görülür sonuç yok ya ortada! Maalesef sonucu prim olmayan hiçbir şey mutluluk vermemeye başladı. Aile, akraba ve dost ziyaretleri bile masraf diye yapılmaz oldu. Maneviyat kalmadı, şükürsüzlük, tahammülsüzlük had safhada…

Ama kültürümüz ve dinimizin bize öğrettikleri bunlar değil, İslam ve kültürümüz hem bu dünyayı hem de ölüm ötesini vaad ettiği öğretisinde madde ile olan ilişkiyi en aza indirmeyi tavsiye eder. Eğer ademoğlu madde ile ilişkiyi asgariye indirirse hem dünyada hem de ahirette mutlu olacağının garantisini verir. Sermaye sahiplerinin, hızlı yükselişlerin, çabuk dört köşe olanın hayatlarını yazan kitapların ülkemizde en çok satanlar listesinde olması bir şeylerin ters gittiğinin sanki kanıtı gibi. Başka bir deyişle önceleri örnek şahsiyetler diye tabir ettiğimiz insanların hayatlarını anlatan kitaplar listelerde en aşağılarda. Başta peygamberler olmak üzere birçok gönül insanın hayatı hep yoksullukla geçmiştir. Zenginlik ve para onları mutlu etmemiştir, keza isteseler hepimizden zengin olabilecek güçleri varken…

 Son olarak isim zikrederek anacağım onları. Kim miydi onlar,  pirlerdi onlar pirler. Abdülkadir Geylani tasavvuf ve imdatta,  Mevlânâ Celaleddin Rumi aşk ve sevgide ‘pir’ di.  Pir Sultan Abdal da  ‘pir’ di.  Onlara gönül verenler de pirlerine aşkla sevgiyle ‘Pirim’ derlerdi. Şimdiki gibi ‘prim’ değildi esas  ‘pirim’ di.
                                                                                                                                     Sevgiler…
                                                                                 
            

31 Ekim 2011 Pazartesi

Cumhuriyet ve Kutlamalar

Cumhuriyetin 75. Yılında liseye yeni başlamıştım. Ankara’ da eski hipodrom diye geçen yeni adıyla da Atatürk Kültür Merkezi’ nde 10.000 öğrencilik Cumhuriyet korosu oluşturulmuş, tam bir ay Ankara’ nın ayazında 75. yıl marşı öğretilmişti.  29 Ekim günü korodaki kişi sayısından daha az kişi töreni izlemiş, izleyenlerin çoğunluğunu da çocuğunu yalnız bırakmayan aileler oluşturmuştu. Bizim için gururdu o bir aylık çalışma, çok hevesliydik, heyecanlıydık. Bir ay boyunca çalıştığımız marşı başarılı bir şekilde de söylemiştik. Tören sonrası dinlediniz mi marşı sorusunu herkese sormuş, cevabı hayırdı tabii ki, aynı anda da trt'de canlı yayınlanan konseri kimse izlememişti. En son aktif olarak katıldığım tören de buydu. Daha sonra tribünlerde birkaç tören izledim, sonra da televizyonda birkaç tören. Yaklaşık birkaç yıldır da bunları bile yapmadım. Malumunuz bu seneki Cumhuriyet bayramı törenleri de iptal edildi, ardından çok farklı tepkiler doğdu. Yeni sivil bayram kutlamaları yapıldı ve törene bir çok yeni insan katıldı

Bana göre mantık olarak 75. yılda güçlenmiş olan cumhuriyetimiz, 88. Yılında daha da güçlenmesi gerekirdi . Cumhuriyeti geliştirmek ve daha da içselleştirmek amaç olması, bu kapsamda törenlerin yapılıp yapılmaması cumhuriyetimiz için tartışılması gerekirken iken, sıra dışı olaylar nedeniyle iptal edilen bu seneki kutlamalar nedeniyle belli bir kesimin  yeniden rejim kaygısı yaşaması bir çok cumhuriyet aşığını derinden etkiledi. Bu cihetle güçlü cumhuriyet, gelişmiş demokrasi kavramları dünyanın yuvarlak mı düz mü olduğunu tartışmadığımız gibi kabul görmüş konular olmalıydı. 100. Yaşına yaklaşan cumhuriyetimizin 10 yaşında gibi davranması çok büyük bir üzüntü kaynağıdır. Evhamı bir yana bırakıp bir an önce kendimize gelmeli, cumhuriyetimizi siyasilerin malzeme olarak kullanmasına izin vermemeliyiz.

Bu yeni sözde uyanışla bu sivil kutlamalara katılan ve Cumhuriyet bayramını ilk defa kutlayanların bayramını ben tekrar kutluyor,  Önümüzdeki bayramlarda da aynı hevesle cumhuriyet yürüyüşü yapmalarını bekliyorum. Ayrıca ilk defa kutlayanların diğer bayram performansını da takip ediyor olacağım. Gelenek haline gelecek mi bu kutlamalar, yoksa ilerde normal törenler yapılınca sona mı erecek? En büyük merak konumda bu aslında. Kendilerine bayramda zor ve yeni bir misyon yükleyen vatandaşlarımın gerçek düşüncelerini o zaman anlayacağım.
                                                                        Selam ve sevgi ile…

28 Ekim 2011 Cuma

DÜNYANIN EN CESUR ADAMI HALİD HAKKINDA


Dün haberleri izlerken uzun zamandır ekranlarda görmediğim bir olayla karşılaştım, bazen böyle olaylar insana tokat gibi çarpar, maneviyatı, şefkatı, sevgiyi kısaca insanın unuttuğu bu vasıfları hatırlatır. Ne olabilir, ben de izledim dün haberleri gibi sözleri duyar gibi oldum. Belki de hepimiz es geçtik bu dramı. Haber Filistinli Halid hakkında, o daha 4-5 yaşlarında dünyayı sadece annesi babası ve etrafındakiler olarak bilen masum bir çocuk. Babası kaçak sulama yaptığı gerekçesiyle İsrailli askerler tarafından tutuklanıyor, Halid de feryat figan babasını o dev adamların elinden kurtarmaya çalışıyor ama çabası yetersiz,babası tutuklanıyor ve o da buna bakakalıyor. Acaba babası geri dönecek mi? Beraber yine tarlada çalışacaklar mı? Hayatında en sevdiği adamı göz göre göre o acayip yeşil giysili, dilinden anlamadığı,elinde onun boyu kadar silahlar taşıyan şeyler götürmüş o da sadece seyretmişti, gücü yetmemişti. Sadece ağlıyordu, Baba diyordu, babaaa, evet bizim dilimizdeki haliyle baba... Arsız İsrailliler hiç boş durmuyorlar, Filistin, Lübnan, Türkiye demeden zulme devam ediyorlar, Halidin dünyasını yıktılar,başka halidlerin de yıkıyorlar. 

Allah masumları korusun. Zalimler de hakettikleri yeri bulsun..
04.08.2010/SAKARYA

27 Ekim 2011 Perşembe

Terörizm ve Bize Düşenler

Ülkemizin uzun yıllardır korkulu rüyası terör son 26 askerimizin şehadetiyle, rüya olmaktan çıkmış hayatımızın parçası olmuştur. Bu kötü durum millet olarak sabrımızın sınırlarını çok zorlamıştır. Bugün biz de bu işin sorumlusunu bularak bütün hıncımızı ondan almak istiyoruz, çok da normal bir beşeri bir tepki olan bu duygu, zaman geçtikçe unutulur, herkes dünya hayatının hengamesiyle boğuşur ta ki yeni bir şehit haberi alana kadar. İnsanoğlu garip bir mahluk, farklı bir fıtrat. 

Son şehit haberlerini duyduktan sonra hemen sosyal medyada insanların tepkilerini, görüşlerini anlık olarak öğrenmek milletimizin genel karakteristik özelliklerini görmemi kolaylaştırdı. Anlık tepkiler ilgi çekiciydi şöyle ki, genelde yorumlarda sorumlulular birinci sırada AKP, ikinci sırada ise BDP idi. Yorumlarda hiç diğerlerinden bahsedilmiyor. Onların sanki bu süreçte muhalefette olmaları bir nevi suçsuz olmalarını sağlıyordu.( Daha önce bahsettiğim üzere anlık tepkilerde o kadar uçlardayız ki ya hiç tepki vermiyoruz ya da aşırı bir tepki, örneğin peyderpey birer ay aralıklarla şehit olan askerler hakkında hiç yorum yapılmazken, sayısal olarak çoğunlukta olan için sokaklara dökülüyouz bu da apayrı bir mesele zaten..!) Eğer suçlu aramak istiyorsak bu mantıkla, PKK denen olanet olası terör örgütü ciddi bir ivme ile büyüyüp, güçlendiği ilk kurulduğu 1974 lü yıllardan günümüze, sayısal örnekleri severiz malum, 36. hükümetten, 61. hükümete toplam 26 hükümet, solcusu sağcısı 12 başbakanı gösterebiliriz. 

Unutulmamalı ki terörizm şu an açlık, yoksulluk gibi tüm dünyanın sorunudur. Partilerüstü, devletler üstü global bir sorundur. Ülkemizde yaşadığımız bu sorun partilere, kişilere indirgenir ise bu terörizm sorunundan çok siyasi bir bunalım haline gelir ki şu an yapılmak istenen de budur. Bu süreçte millet olarak sorunu daha yukardan görmeli, daha itidalli yorumlar yapmalı ve etrafımıza da bu tutumumuzu yansıtmalıız. Yapılan eylemler salt teröre yönelik tepkiler olmalı, hiçbir siyasi örgüte veya kişiye mal edilmemelidir. Bu sorun hepimizin sorunudur, ülkenin sorunudur, iktidarın sorunudur, muhalefetin sorunudur, sağcının sorunudur, solcunun sorunudur, alevinin, sünninin, egenin, güneydoğu anadolunun, Kürdün, Türkün sorunudur...! 

Gencecik, hayat, umut ve hayal dolu gözler böylesine kötü sonuçlar için kapanmamalı, niçin şehit oldukları da unutulmamalıdır. Ayrıca orda biz de şehit olabilir, biz de şu an duaya hasret kalabiirdik. Bizler ülkenin okumuş, kültürlü gençleri olarak üzerimize düşen görevleri yerine getirmeli, etrafımızı telkin etmeli, yatıştırmalıyız. Ulu önder Atatürk '' Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.'' diyerek bizlere bu büyük görevi vasiyet etmiştir. 

Allah ülkemizi şer odaklarından korusun, Ailelerine ve millete sabır ve metanet versin, bu belayı def etsin, Şehitlerimizin ruhu şad olsun.