24 Eylül 2013 Salı

Bir şehir üzerine...


Serin bir sonbahar günü, iki saatlik bir yolculuk ardından geldim buraya. Adı Thyateira… Romadan bu yana hoş bir yerleşim yeri olan burası zeytini, tütünü ve yemekleri ile ünlü. Osmanlıdan sonra adı da Akhisar olmuş. Akhisar’dayım yani. Manisa’nın Akhisarı’nda. Hep karışırmış Konya Akşehirle öyle der yerliler.


Akhisar denince ilk akla gelenler futbol takımı ve köftesidir (köfteci Ramiz). Ben de gelir gelmez ilk gün köftesini yedim, Köfteci Ramiz de güzel de Akhisar Can Köfte bence daha iyiydi. Çarşıda irili ufaklı bu yemeği yapan onlarca işletme var. Fırında kokoreç (şen kardeşler), sabahları paça çorbası (şen kardeşler) da diğer lezzetleri. Futbol takımına da şöyle bir  baktım, özetlerini izledim. Hatta kısmet ya bu sene bir maçı stadda izledim Ankara’da, o da Gençlerbirliği-Akhisar Gençlik maçı idi. Yani aslında burayı göreceğimin ilk işaretiymiş.  Neyse bu ilçe baya da kalabalık 100.000 den fazla insan yaşıyor. Göçlerle birlikte nüfus da giderek artan bir ivme var.  



Aslına bakarsanız Romalıların, Selçukluların ve Osmanlıların bir bildiği varmış. Bu medeniyetler nereye yerleşmiş ise hala ülkenin önemli yerleşim yerleri hala kendileri. Manisa, Konya, Bursa, İstanbul, İzmir… Akhisardaki Eski antik kent bugünki yerleşim yerinin altında, kazılan her yerden tarihi eser çıkıyor.  Antik kentleri gezmek, görmek, fotoğraf çekmek ve şehrin havasını hissetmek gerçekten çok hoş.  Azıcık tarihe  ilgisi olanlar bu ören yerlerinde güzel vakit geçirebilirler. Ben de severek gezerim buraları lakin tarihi hissetmek benim için orada hala canlı bir şeylerin olması demek. Tarihi hamamlara gitmek, antik tiyatrolarda konser izlemek gibi etkinliklerde hayallere dalarım.  En çok duygulandığım, hayal kurduğum tarihi yer ise camiidir.



Gelir gelmez yaptığım araştırmalar da şehrin merkezinde 14 ve 15. Yüzyıldan kalma tarihi camiler olduğunu öğrendim. İbadete açık ve tarihi dokusu bozulmamış camileri şöyle bir gezeyim istedim. Camiler bence yaşayan tarih özelliğini hiç yitirmeyecek yerlerdir. Çünkü ibadet usulü, dua ve yakarışlar hep aynıdır. Konuşulanlar, sohbetler cami avlusunda yatan dervişler, mezarlar, çınarlar hep aynıdır. Camiler her ne kadar günümüzde sosyal işlevini yitirmiş görünse de İslam dininin sosyalleşme yeridir. Amacın Allah rızası, güzellik, tasavvuf, birleşme olan kısaca Vahdet-i Vucüd (yaratanla yaratılanın tek kaynaktan gelmesi) felsefesinin hayatla bütünleştiği yerlerdir buralar. Fakirin gözetilmesi, cenazelerin kalkması, din eğitimi, güzel ahlak gibi temel konular hep bu yerlerde konuşulmuş ve yaşanmaya başlanmıştır. Düşünün şehzadeler şehri olan Manisa da bu mekanlarda Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa gibi nice şahsiyetler yaşamış, belki buralarda ibadet etmiş, hutbe okutmuşlardır. Mekan aynı, dua aynı, amaç aynı… Ben de zaman farklı da olsa onları hissetmeye çalışıyor, dua ediyor, bugünün meselelerini buradan düşünüyor,  yorumluyor ve kendime pay çıkarıyorum. 600 yıl önce hissedilen neyse, şimdi de aynısı hissediliyor işte.



Akhisar’dan aktaracaklarım bunlar, azıcık havaya gireyim gazeteci cümleleri ile. :) Yolunuz düşerse Akhisar İzmire 100 km uzaklıkta, İzmir’den gelirken Manisa’yı da gezmeyi unutmayın, buraya gelirken içinden geçeceksiniz. Hem gönle, hem bedene iyi gelecek buralar benden söylemesi, mevsim de sonbahar ki tam gezmelik yani.. Hoşça bakın kendinize, herkese, dünyaya…

                                                                                              Sevgiler…
24.09.2013/ Akhisar


30 Mayıs 2013 Perşembe

Bu yaz...

Hoşgeldin yaz, hoşgeldin en çok yakıştığın yere Ege' ye, Anadolu’ ya. Uzun ömürlü insanların yaşadığı yere, incire ve zeytine hoş geldin.  Yaz meyveleri, çiçekler, hasat için bekleyen başaklar, öğrenciler, tatilciler, karpuz satan seyyar satıcılar dört gözle seni bekliyordu. Nihayet geldin azıcık yüzleri gülsün dimi onların da. Çok üşümüşlerdi, hiç paraları da yoktu kış boyu,  ısınsınlar artık, para kazansın siftah etsin dondurmacılar, karpuzcular, çiftçiler.

Kazanılan paraların da yerleri var tabi. Gidecekleri yer çoktan belli. Hanıma yeni mutfak, çocuklara bisiklet, kendine de alacağı bir şeyler vardı muhakkak. Koca sene çalışmıştı hak etmişti de bunları canım. Ne kadar şirin değil mi bu istekler? Çok samimi, ama işler bu kadar da toz pembe değil. Bu yaz aldatmaların, kandırmacaların ve en büyük ayıpların yapılacağı bir yıl olacak yine her zamanki gibi.

Yaptığım gözlemler elinde avucunda ki o kağıt parçalarını pusuya yatmış bekleyen tilkilere, çakallara, kötülere kaptıracağı izlenimini yarattı. Maalesef memleketteki eğlence anlayışı sadece alkol, günah ve yorgunluk üzerine olduğundan yine yuvalar yıkılacak, yine çocuklar ağlayacak. Bazı sebze hallerin de dahi bu tarz eğlence yerlerinin olması çok şaşırttı beni. Düşünsene daha kapıdan çıkmadan tuzak seni bekliyor, 1 yılın mahsulü elinden gidebilir.

Koca yıl çalış didin, yıllık izni bekle. Sanki koca yıl yaz için çalışılmış gibi bekle. Bütün maaşı birikimi 15 günde ye bitsin. Sonra yine hüsran, bakmışsın tatil de işe yaramamış seni mutlu etmeye. Sonra tekrar başla çalışmaya, seneye tekrarı var ne de olsa, yine israf yine mutsuzluk. Yine yaz, sıcak, bunalım…

Yazları heves ettiklerimiz hep günah, kötü ve ayıp değil mi? Kendimize samimiyetle bu soruyu sorar isek cevabını da çok rahat alırız. Yaz sonrası sonbaharda yorgunluk, kış sendromu, iş huzursuzluğu bedeni ele geçirir. Sonra bu duruma alışkanlık başlar kış mevsiminde ve sonrası yine aynı kısır döngü.

Oysa yaz da huzurlu, mutlu, keyifle geçebilir diğer bütün mevsimler gibi. Masalar bahçelerde, yaz meyveleri, dondurmalar, kar helvası, hoş bir roman bir de güzel bir meltem ya da imbat estimi şöyle en serininden değme keyfine, inceden de bir müzik tabi… Demek istediğim güneye inmeden de, insen de fark etmez, abartısız bir tatil yapabilirsin. Kalabalıklaşan çevremizde yalnızlığa mahkum olan ruhumuzu, sevdiklerimizle daha fazla zamanı paylaşarak dinginleştirebiliriz. Bu dinginleşme ne para ne de erken rezervasyon gerektiriyor. Sadece sevdiklerimiz, ailemiz ya da arkadaşlarımız yeterli. İfrada ve tefride yer vermeden, bizi kışa hazırlayacak yazı hasarsız ve günahsız çıkarabiliriz.

Özetle hepimiz hafta boyunca cumayı, yıl boyunca yazı ve mutlu olmak için bir ömür bekleriz. Ben diyorum ki beklemeyelim. Ömür beklemekle geçmesin. Kendimizi tanıyalım. Ruhumuzu huzura kavuşturalım. Yaz ile ilgili sevdiğim bir şarkı ile:

Nasıl da geçmişti bütün yaz /Başımda kavak yelleri esen o yaş
Sense hanımeli kadar beyaz/ Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz
Nasıl da koşuşurduk bahçelerde/ Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde
Sen bana, ben sana komşu evlerde/ Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz

Elime değerdi safça elin/Benimse arardı seni gözlerim
Öpüşürken korkusu bir şeylerin/Aşkımıza ilk hüznü getirdi biraz
Çocuk kalbimize dolan gamla/Oturup ağlamıştık sessiz çardakta
Çaresiz erken inen akşamla/ Veda edip ayrıldık biterken o yaz

Sevgi, mutluluk ve huzur dolu güzel bir yaz dileklerimle.. Selam ile..
                                                                                   30.05.2013/Muğla

16 Mart 2013 Cumartesi

Hayaller, Rüyalar ve Dua Üzerine...



Kapat gözlerini unut kafandaki gerekli gereksiz her şeyi. Sınav, dersler, hastalık, iş… ne varsa seni meşgul eden her şeyi , sokakta hayal et kendini akşam üstü olsun ama hafif hava kızıla yakın, bomboş sokakların hepsi senin adeta. Nereye gittiğini bilmeden yürü, koş. Mırıldan bir şarkı sözlerini bilmen önemli değil.

Aslında hayal ettiklerimiz çok basit, insan hayal ederek aslında potansiyelinin farkına varabilir. Hayatın hengamesi hayal bile kurmana müsaade etmiyor değil mi?

Hayaller ve rüyalar… Hayalini kurmak olmayan bir şeyi tasavvur etmektir. Oysa rüya bilinçaltının bir yansıması. Sen istediğini hayal edebilirsin ama rüyalarını kontrol edemezsin. Bir çoğumuz rüya bile göremez oldu. Çünkü madde benliğini ele geçirmiş muhtemel. Hayalini kuramadığın ve rüyasını göremediğin bir şeyler muhakkak vardır. Son teknoloji telefonlarda iki parmağınla uzaklaştırıp, yakınlaştırdığın dünyayı, zahmetsizce uzaklaştırıp, yakınlaştırabilirsin. Bir sene önceki haline dön, yakınlaş mesela, acaba o zaman da böyle miydin? Yavaşça uzaklaştır iki sene, üç sene, beş sene böyle git bakalım. Bir yerde farkına varacağın ve hayalini kurduğun, rüyasını gördüğün bir şeye rast gelebilirsin. Sonra yakınlaştırmaya başla tekrar, o ana geri dön ve hatırla o zaman neymiş senin hayallerini ve rüyalarını süsleyen şey. Şu anki sarhoş hayatının, sarhoş ve ayık hali arasındaki haline bir dön sonra da aklının başında olduğu ana. İşte gerçekleşebilir rüyalar ve hayaller orada saklı. Bunu dönem dönem tekrarlarsan gerçekleşmiş hayaller ve rüyalarının tespitini yapabilirsin. Ardından bunların içeriğine bak, ne seni mutlu eden o şey. Şimdikilerle farklı olabilir onlar kabul ediyorum ama nihayetinde önemli olan kendindeki potansiyelin farkına varmak. Zenginlik mi, iyi bir eş mi, mezun olmak mı yoksa daha başka şeyler mi? İşte aslında hayalini kurup  ve rüyasını gördüğümüz şeylerin  ne kadar farklı olduğunu gördün mü?

 Şimdi soruyorum en son ne zaman dua ettin? Çünkü dua etmek demek sıkı bir hayal gücüne sahip olmak demektir. Hem de bir o kadar gerçekleşebilir hayaller. Örneğin dualarında hiç olması imkansız şeyler yoktur. Çünkü yaradandan istemek en samimi hayaldir. O sana vermeyeceği şeyi zaten hayal ettirmezdi. Duanın önemini de tam da burada kavramak gerek. Saçma istekler yerine, makul, yapılabilir hayaller en güzeli. Çünkü o zaman o hayaller dua niyeti ile kurulmuş olur. Sonsuz kudret sahibi bütün duaları kabul ediyor. Biz de hayaller ve rüyalarla onları ne kadar istediğimiz belli ediyoruz.

            Dualarınızın, hayallerinizin ve rüyalarınızın gerçekleşmesi dileğiyle…



9 Ocak 2013 Çarşamba

Genç Politikacılara


Hedef, vizyon, plan, program gibi kelimeler Türk siyasi literatüründe pek çok kez rastladığımız ama ne olduklarını tam da anlamadığımız, bir çoğu gerçekleşememiş hayallerle dolu söz kalabalıklarıydı.  Kısaca planlar yapılır arkası gelmezdi. Çok partili dönemde , 1963 yılında bu planın , programın farkına varılmış , ilki Demokrat Parti iktidarında planlı bir politika yürütmek amacıyla 5 yıllık kalkınma planı hazırlanmış fakat uygulanma esnasında çok da başarılı olamamıştı ya da oldurulmamıştı…!!! Çünkü güzel ülkemiz böyle planlar yaparak kimilerinin alışagelmiş olduğu düzene aykırı davranmış, geleceğe yatırım yapmıştı. Malum biz yapamazdık, beceremezdik…

                Bir çok kez denenen planlar genelde iç ve dış sıradışı olaylar sebebiyle kağıt üzerinde kalmış, işlerlik kazanamamıştı. Bu dönemden sonra uygulanmak istenen kalkınma planları vs. hazırlanmış ama sadece hazırlanmıştı…!  Bu süreçte ülkemiz sadece günlük düşünüyor, cari sorunlarla ilgileniyor, günü kurtaran politikalar izleniyordu. Tam olarak kriz yönetimi şeklinde bir yönetim anlayışı benimsenmiş, aslında siyasilerimiz yaptıkları için değil, düzelttikleri için oy istemişlerdi.

                Siyasi tarihimizde son zamanlarda bırakın planlı hareket etmeyi, bir birlerinin yaptığı planlara bile karşı gelmişler, kendilerinin başarısızlıklarını örtmek için, ülkelerine hizmet etmek isteyenlere de karşı gelerek, bakın biz yapamadık, onlar da yapamadı demek için sanki koalisyonda veya muhalefette kalmışlardı. Başkalarının başarısızlığı ile kendi başarısızlıklarını bastıracaklarını sanmışlardı. Nihayetinde boşa geçen yıllar, boşa beklenen kuyruklar, boşa giden paralar, boşa giden maaşlar, boşa giden vaatler, boşa giden yatırımlar…

                İktidarda olanın da muhalefette olma veya muhalefettekilerin iktidarda olma ihtimalleri dahilinde düşündüğümüzde, siyasilerimiz genel siyasi amacın ülkemizin refahı olduğunu düşünerek  birleşip, müzakere ve istişare kültürü ile sorunların çözülmeye başladığını görse, siyasi egolar başka meselelerle tatmin edilse, müreffeh Türkiye özlemi sona erecektir.

                Amacın sadece memlekete hizmet olduğu, memlekete hizmetin de kutsal bir görev olduğu şuurunu siyasilerimizin kavraması gerekmektedir. Bu bağlamda partilerin gençlik kolları, genç sivil toplum kuruluşları, gençlik dernekleri ve vakıflarda gönüllü olarak hizmet eden arkadaşlarımızın bu daire çerçevesinde düşünmeleri ve hareket etmeleri gereklidir. Bu kutsal amaca hizmet eden herkese kolaylık ve sabır dileklerimle…