12 Mart 2017 Pazar

Eskiler, yeniler


Bu aralar kıyaslama yapmak bir alışkanlık oldu galiba bende. Her şeyi yeniyi eskiyi hep kıyaslamaya başladım. Bu kıyaslama ilk başta kullanılan eşyalardan başladı, kıyafetlerden, ilişkilerden, evliliklerden devam etti gitti, sonra baktım ki aslında değişen her şey o kadar fazla ki artık takip bile edemez hale gelmişim.

Lisenin başında hayalim hafızası olan bir saatti,  hani şu hesap makineli, ışıklı teknoloji harikasından bahsediyorum, sonra walkman, sonra vcd oynatıcı. Lisenin ortası cep telefonu hayaliyle, sonu da daha iyi bir cep telefonu hayaliyle geçmişti. Evet bunların hepsine sahip olmuştum, ilk telefonumu berberin ve babamın terzi dükkanında yaz tatilinde çıraklık yaparak, günlük 1 lira karşılığı gazetenin verdiği kupınlarla sahip olmuştum.  Aldığım saatle yorganın altında ışığı yakar hayal kurardım, cep telefonunda konuşmak da çok pahalıydı, arkadaşlarımda bu melet çoğaldıkça bir birimize çağrılar atmaya başladık. Sonra sms, whatsapp... Çok daha sonraları anlamaya başladım bunların hepsi seni ailenden arkadaşlarından yavaş yavaş uzaklaştıran şeyler olduğunu, uzaklaşıyordum salonda oturmaktan, arkadaşlarla trafonun orda buluşmaktan, beraber yaptıklarımız azalmaya başlamıştı. Sonra bir de internet ve kişisel bilgisayarlar girmeye başladı ki tam bir felaket,  msn yazışmaları bizleri eve mahkum etmişti, trafonun orda buluşmuyor internetten yazışıyorduk. Yalnızlaşıyor yalnızlaştıkça da yeni şeyler giriyor hayatımıza daha da beteri oluyorduk. Halbuki ne güzeldi biri gitar çalardı, hep beraber söylerdik, saz çalanlar da vardı aramızda türküleri de sevmiştik, ezberlemiştik.
   
Bu yenilikler bizleri kişiselleştirmekten ve yalnızlaştırmaktan başka bir işe yaramadı.  Hatırlayın eski filmleri arabaların ön koltukları tek parça halinde. Sevdiği kız yanında olan Sadri Alışık arabayı kullanır, kız başını Sadri abinin omzuna koyar, öyle giderlerdi.  Her şey insan içindi, şirketler fabrikalar için değil. Yastıklar bile tek parçaydı. ‘ bir yastıkta kocayın’ temennileri vardı. Evlerde önemli olan yer misafir odasıydı. Çok odalı çok misafirli evler. Şimdi arabalar nerdeyse sadece sahibine hizmet eder halde, bırakın yastıkları yataklar bile ayrı bazı evlerde, her yer rezidans denen tek odalı evlerle dolu.  Müşterek hiçbir şey kalmadı her şey özel oldu.  Aileler bölündü, evden ayrılan tek odalı eve çıkıyor,  bir tane daha televizyon, bir tane daha buzdolabı,  çamaşır makinesi, telefon, yatak, koltuk kısaca her şeyden bir tane daha satılıyor. İnsana hizmet eden aletler yerine, alete hizmet eden insan oluverdik.

Bakalım daha neler çıkacak karşımıza, insana hizmet etmeyecekleri kesin. Biz kimlere hizmet edeceğiz orası mühim. Zaten yalnız öleceğiz, o mezara tek başımıza gireceğiz. Evet yalnız gireceğiz ama birileri oraya götürecek bizi, birileri inanırsanız dua edecek arkanızdan. Yani yalnızlaşmayın, özelleşmeyin, inadına hep beraber olun. Yüz yüze görüşün, dokunun sarılın sevdiklerinize.  Son zamanlarda cenaze namazını sadece mezarlık görevlileri kılan o kadar insan var ki gözlerimizi kapattığımız için göremediğimiz.  Adınız o telefon rehberlerinden silinmeden önce bir gayret daha…