Bu vesile ile toprak-insan ilişkisini gözden geçirmeye
başlıyorum. Toprak için Her şey o kadar optimum seviyede olmalı ki ürün düzgün
olmalı. Toprağa azıcık fazla yağmur ürünü kaybettirir, yağmazsa da kuraklık
olur. İnsan da nimet çok olunca şımarır, az olunca da isyan eder. Ademoğlunun da topraktan yaratıldığını
düşününce bu ikilinin bir çok benzer özelliğinin olduğunu fark ediyorum.
Köylü toprağa eksik olan elementleri dışarıdan atmaz
ise, toprak beslenemez ve üründe değişik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Satılan
gübrelerin içeriği magnezyum, çinko, bakır, kalsiyum, demir gibi çeşitli
elementler içermekte iken; geçenlerde gördüğüm bir sağlık programında çinko
eksikliğinin insanda saç dökülmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi
sorunlara yol açtığı, keza demir eksikliğinin depresyona, kansızlığa yol
açtığından falan bahsediyorlardı. İnsan ve toprak suyla, havayla ve sevgiyle
besleniyor. Bir disiplinle yetişiyorlardı. Ayrıca yabani meyveler yenmiyor,
yabani insan da hiç çekilmiyordu.
Aynı yağmur, aynı hava ile beslenen kimi topraktan
kırmızı renkli kirazlar, yeşil renkli erikler, kocaman bir karpuz
çıkabiliyordu. Halbuki besinleri aynı. Ektiğimiz bir çekirdekten bir ağaç
yetişebiliyor, ya da ayçiçeği. Demek ki toprağa insan gibi talimat verilmiş.
Sen karpuz olacaksın sen de kivi... O da görevini yapıyor. Aynı su ve
yemeklerle beslenen insandan da bilim adamı, katil, sanatçı, derviş, zalim çıktığı
gibi. Yani insana da mı talimat verilmiş, görevini yapması için? Bulutun görevi yağmur yağdırmak, ağacın görevi meyve vermek. Meyve için ağaç var, yağmur için bulut var
iken Acaba insan ne için var, insanın evrendeki görevi ne? Sadece yemek, içmek, üremek mi?
Bu soruya cevap verebilmek için küçük bir ipucu.
Bir çok batı öğretisinde insanı düşünen hayvan, karar verebilen hayvan, sosyal
hayvan gibi nitelemelerle tanımlarken, neden İslam insanı yaratılanların en
şereflisi (eşref-i mahlukat) diye tanımlar. Neden insan topraktan yaratılıp,
şeytan ateşten yaratılır? Neden ateş kibri, nefsi; Toprak tevazuyu, kalbi temsil eder?
Aramak da güzel bu sorunun cevabını,
bulanlar zaten bulmuş o sırrı. O zaman
Aziz Mahmut Hüdai oluyorsun, o zaman Üftade oluyorsun, o zaman Mevlana
oluyorsun. Soralım belki cevap verirler onlar, sora sora öğreneceğiz değil mi?
Selam ve sevgi ile…
15/06/2015,
Denizli
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder